cvdfvfbgfbn
bfbfbfbfb

AKP’nin Erdoğan filmi gösterime girmeden rezil oldu

Haziran Direnişi ve 17-25 Aralık operasyonlarını konu alan “Kod Adı: KOZ” adlı film yarın vizyona giriyor. Filmin ilk gösterimini izleyen eleştirmenler filmi yerden yere vurdu.

AKP’nin sinema alanındaki ilk adımlarından olan “Kod Adı: KOZ” adlı film yarın 850 salonda birden gösterime girecek.

Recep İvedik’in rekorunu kırma iddiasında bulunan film için AKP örgütlerinin şimdiden organize olduğu tahmin ediliyor.

Filmin ilk gösterimini izleyen isimlerin filmle ilgili yorumları ise hayli dikkat çekici.

Radikal’in derlediği bazı film eleştirileri şöyle:

İYİ FİLMLERİ SOLCULAR ÇEKİYOR

UĞUR VARDAN: 10 yıl beraber yürüdüğü, her türlü operasyona ve davaya birlikte imza attığı bir hareketin ne kadar tehlikeli olduğunu ancak fark edebilen bir hükümetin verdiği mücadelenin filmi de ancak bu kadar inandırıcı olabilirdi. Öte yandan ‘Kod Adı: KOZ’un şöyle ‘tarihi’ bir misyonu var; film bir an önce yurt dışında da vizyona girmeli ve tüm ‘Dış mihraklar’a (özellikle de İngilizlere) bu kadar güçlü bir siyasi oluşumu yıkmanın zorlukları gösterilmelidir. ‘Kod Adı: KOZ’ sanırım tarihe Fethullah Gülen’i tüm kötülüklerin kaynağı olarak gösteren filmlerin en ajitatifi olarak geçecektir. Bu açıdan ‘Hoca’nın kızgınlıktan tespihini parçaladığı sahne de filmin şahikasıydı.

Öte yandan ideolojik bir kıyas düzlemi açısından bakarsak ‘Cemaatçi kesim’in sinemadaki son örneği ‘Birleşen Gönüller’di, peşi sıra vizyona giren ‘Kod Adı: KOZ’u izledikten sonra şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Sanatsal açıdan ‘Paralel sinema’ 1-0 önde. Ama daha genel bir çerçevede bakarsak bu topraklarda hâlâ iyi filmleri ‘Solcular çekiyor…

BETERİN BETERİ DE Mİ GELECEK?
MURAT ÖZER (arkapencere.com): Kötü propaganda filmi yapılmasında bir yanlışlık yok, yapılabilir tabii ama ‘paralel yapı’nın inine gireceğim derken, Gezi Parkı Direnişi’ni de çuvalın içine koyup itibarsızlaştırmaya çalışmak da neyin nesi! Ayrıca, böylesi

‘angaje’ bir projeden sinema adına büyük beklentilerimiz yoktu, ama asgari bir sinema duygusu beklemek de hakkımızdı. Filmdeki Başbakan karakteri de epeyce yumuşatılmış sanki, örnek alınan Recep Tayyip Erdoğan ‘la uzaktan yakından ilgisi yok gibi. Propaganda filmlerinin ‘idealize’ etme eğiliminin bir yansıması bu da, şaşılacak bir durum değil yani. Sinemacılar, Leni Riefenstahl’dan bu yana aynı yaklaşımı benimsiyorlar, ki o hiç olmazsa sinemasıyla ‘idealler’e zemin hazırlayabiliyordu! Beterin beteri vardır derler ya, bundan kötüsü, finalinden anladığımız kadarıyla “Kod Adı: K.O.Z.”un devamının gelebileceği…

BU KADAR UCUZUNU GÖRMEDİM

VECDİ SAYAR: III. Reich’ın da resmi sinemacıları vardı, ama bu kadar ucuzunu görmedim. Ucuz dediysem yanlış anlaşılmasın; hiçbir fedakarlıktan kaçınılmamış. Ne de olsa, Büyük Reis ve fidanı ilk kez beyazperdede… Herkesin bir kod adı var filmde. ABD’ninki de ‘Büyük Britanya’. Tabi, ikisi de alınabilir buna, ama cevabımız filmin başında yazıyor nasılsa: “Filmde gördüğünüz hiçbir şey gerçek değildir”. Bu masala inanan çıkar mı derseniz, ısmarlama filmin ısmarlama seyircileri de olacaktır elbet.

soL

Yorum yapın